“Sınavlar, hayatın sonu değildir”
Toplam Haber:
select
  • Haberler
  • 8 Haziran 2017 Perşembe
  • 266 kez okundu.

AEAH Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Uzm. Dr. Halil Kara;

“Sınavlar, hayatın sonu değildir”

* Ders çalışmak her zaman akademik başarıyı getirmez

* Anne ve babalar çocukları için sadece alternatif yaratabilir, başarı yine çocuklarımızdır

Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Uzm. Dr. Halil Kara, 10 Haziran Cumartesi günü gerçekleştirilecek olan 2017 LYS sınavı öncesi, öğrenciler ve veliler üzerinde oluşan sınav kaygısı ve baş etme yöntemleri ile ilgili bilgilendirme açıklaması yaptı.

Sınav kaygısının belli bir düzeye kadar motivasyonu arttırdığını ifade eden Psikiyatri Uzm. Dr. Kara; “Akademik başarı için ders çalışmak gerekse de, ders çalışmak her zaman akademik başarı getirmez. Unutmamak gerekir ki anne babalar çocukları için sadece alternatif yaratabilir, oysa her şeyi başaran yine kendi çocuklarımızdır. Başarı için öncelikle anne-babaların çocukların akademik geleceği hakkında vereceği kararda ne denli önemli bir role sahip olduklarını görmeleri gerekir. Öncelikle kendisine yetebilen, kendi beklentilerini yönetebilen, davranışlarını nerede sınırlandırıp nerede hareket edeceklerini kestirebilen bireyler yetiştirmenin önemine vakıf olmaları gereklidir” dedi.

Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Uzm. Dr. Halil Kara, 10 Haziran tarihi ve sonraki haftalarda girecekleri LYS sınav oturumlarının hayatın sonu olmadığını vurgulayarak, sınava girecek tüm öğrencilere başarılar diledi.

Sınav kaygısı ve baş etme yolları

Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Uzm. Dr. Halil Kara; “Eğitim sistemimiz ve koşullar gereği öğrencilerimiz çok küçük yaşlardan itibaren kendilerini bir sınav ve rekabet ortamının içinde bulmaktadırlar. Ailelerin büyük fedakârlıklar göstererek çocuklarının eğitim kalitesini artırmaya yönelik çabaları da inkâr edilemez bir gerçektir. Ebeveynlerin çocuklarına baktıklarında onları bir karmaşanın ortasında kaybolmuş olarak görmeleri, çoğumuzun çaresizlikle karşıladığı bir kaygı oluşturmaktadır. Bu sebeple öncelikle anne-babaların çocukların akademik geleceği hakkında vereceği kararda ne denli önemli bir role sahip olduklarını görmelerinin yanında, öncelikle kendisine yetebilen, kendi beklentilerini yönetebilen, davranışlarını nerede sınırlandırıp nerede hareket edeceklerini kestirebilen bireyler yetiştirmenin önemine vakıf olmaları gereklidir. Bu farkındalık öncelikleri çocuğun akademik başarısından kaydırarak, genel anlamda bir başarıya yönlendirmelerine ışık tutacaktır. Öyle ki çocuk veya ergenin algılarını spor, müzik gibi yaratıcı yeteneklerine kaydırarak başarılı olabileceği alanları keşfetmesine ve özellikle başarıdan duyacağı hazzı yaşamasına ve bunu tekrar tekrar istemesine sebep olacaktır. Böylelikle hem daha mutlu hem daha başarılı birey olma yolunda ilk adımı küçük yaşlarda atacak cesarete sahip olabileceklerdir. Bu durumda başarı kavramını akademik başarıdan bir adım öteye taşımış olacağız. Ayrıca ebeveynlerde kendilerini daha yeterli hissedeceklerdir. Unutmamak gerekir ki her çocuk özeldir, çünkü her çocuğun iyi yaptığı bir yönü bulunur. Çoğu zaman çocuklarından şikâyetçi olan ve söylenen ailelerin şikayetleri bir müddet sonra “bizi ne söylersek söyleyelim dinlemiyor” a doğru kaymaktadır. Çok söylenme arsız olur, aç bırakma hırsız olur atasözü bu dengenin korunması gerektiğini bizlere vurgulamaktadır” dedi.

Sınav hayatın sonu değildir

AEAH Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Uzm. Dr. Kara;  “Eğer ki bir sıralama sınavından bahsediyorsak şartların kendi yaş grubundaki tüm çocuklar için eşit olduğunu unutmamak gerekir. Kaygı bir düzeye kadar yaşam terazisinin dengesini oluşturan bir ağırlıktır. Bu ağırlığın kimi zaman fazla olması ne kadar bu dengeyi bozacaksa, az olması yani vurdumduymaz olmak da bir o kadar risklidir. Bir bilinmezle karşılaştığımızda, sonuçlarının ne kadar tehditkar ve tehlikeli olabileceği ön yargısı bu bilinmezin olduğundan daha tehlikeliymiş algısını doğurması kaçınılmazdır. Oysa gerçeklik çoğu zaman farklıdır. Sınav ne hayatın sonudur ne de bundan sonraki yaşantı için kesin bir yor dayıcıdır. Birçoğumuz geçmişi başarısızlıklarla ve talihsizliklerle dolu insanların başarı hikayelerine tanık olmuşuzdur”  

Ders çalışmak her zaman akademik başarıyı getirmez

Kara; “Sınav kaygısıda belli bir düzeye kadar motivasyonumuzu artırmaktadır. Hiç kaygıları olmayan bir insan hayal edin, çünkü gerçekte olması imkansızdır. Karşıdan karşıya geçerken, parası ile yatırım yaparken, tanımadığı bir yerde kaybolmuşken ona doğru olan davranışı yaptıran temel motivasyonda yaşama tutunma içgüdüsüdür. Bunun doğasında oluşan yok olup gitme yada kazanımlarını kaybetme riski bir kaygı durumu oluşturur. Aynı şekilde beklentilerini doğru planlamış bir gençte, başarıya giden yolda kazanımlarının kaybını yaşayacak olma ihtimali bir kaygı düzeyi oluşturacaktır. Bu doğal süreç gerçeklik algısı içinde düşünüldüğünde elindeki imkanları en iyi şekilde kullanarak sınava hazırlanacaktır. Ancak elinde olmayanları düşünerek değiştirme ihtimali yoktur. Sınava girmeden önce çok sevdiği bir yakınını kaybedebilir, sağlığı elverişsiz duruma gelebilir veya uygunsuz bir ortamda sınava girebilir. Ancak bunları düşünmek sınavdan daha iyi bir sonuç almasını sağlamayacağı gibi onu daha da endişelendirecektir. Anlaşılacağı üzere ortak beklentimizin akademik olması durumunda elimizdeki tek kaynak ders çalışmaktadır. Bir zamanlar bir karikatürde şöyle bir olay anlatılmıştı. Adamın biri yılbaşı ikramiyesinin hayallerini kurmaya başlar “ ya bana çıkarsa” diyerek; evler, arabalar, yazlıklar vs… sonra heyecanlanır. En sonunda şunu söyler “ daha bilet almadan bu kadar heyecanlanıyorum, bir de bilet alsam kim bilir neler olur”. Beklentimizi karşılayacak şey ders çalışmaksa ve eğer bu da elimizde yoksa yani çalışmamışsak bileti olmayan adamın, büyük ikramiye hayallerinden daha öteye gidemeyiz ve yersiz bir kaygının esiri oluruz. Ancak ders çalışmak kendi içinde ödül ve ceza sistemleri barındıran, motivasyonel bir eylemdir. Yanı sıra birçok psikiyatrik hastalıktan etkilenir. O sebeple ders başarısızlığı varlığında bir hekime danışmak sebeplerin incelenmesi ve olası bir rahatsızlığın tanınması açısından önemlidir. Ancak akademik başarı için ders çalışmak ne kadar gerekliyse, ders çalışmak her zaman akademik başarıyı getirmez. Ailelerin bu özel durumları fark etmesi ve danışmanlık alması önemlidir.

Bazı çocuk ve ergenler sınav esnasında daha yoğun kaygı duymaktadır. Özellikle etrafında olup bitenlerden olumsuzu ön plana çıkarıp olumluyu yok sayma çok bilinen bir düşünce hatasıdır. İyi sonuçlanan deneme sınavlarında “zaten sorular kolaydı bunu herkes yapar” demek bu duruma bir örnektir. Oysa gerçeklik bu cümlenin ifadesi ile örtüşmemektedir. Benzer şekilde sınav anında çevrilen sayfa seslerini duyan kişi “ herkes bitirecek ben yetişemeyeceğim” düşüncesine kapılabilir. Oysa sayfa çevirenlerin hepsi soruları doğru yapıyor değildir. Aynı zamanda bu sınavlar sayfayı daha hızlı çevirenin daha başarılı olduğu sınavlarda değildir. Bu ve benzeri düşünce hataları “sınav kaygısı” nı doğurabileceği gibi, bu düşünceler psikiyatrinin en sık karşılaşılan hastalığı kaygı bozukluklarınında bir göstergesi olabilir. Elbette ki bu durumda yapılacak en iyi şey bir profesyonelden yardım almaktır.

Anne ve babalar çocukları için sadece alternatif yaratabilir, başarı yine çocuklarımızındır

Çünkü tedavi olmak bir yerde ıslah olmak demektir. Hastalık varlığında ıslah olabilmek için ilk basamak doğru tanıdır. Doğru tanı her gün gelişen çocuklarda çoğu zaman, bir seyir içinde konulur. Bu seyirde öğretmen, anne-baba ve hekimin rolü oldukça önemlidir. Hastalık varlığında tedavide hem psikoterapiler hem de farmakoterapiler (ilaç tedavileri) oldukça olumlu sonuçlar doğurmaktadır” dedi.

Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrı Uzm. Dr. Halil Kara; “Çocukluk ve ergenlik dönemi gelişimin diğer yaşlara göre daha akışkan olduğu bir çağdır. Bu değerli zamanı sadece akademik öğretilerle karşılamak içi boş, soğuk ve çatısı akan bir evin dışarıdan çok güzel görünmesine benzetilebilir. Hayatlarının unutulmayacak anılarını depolayacakları bu muhteşem çocukluk ve ergenlik yıllarında, çocuklarımızı hayatın lezzetleri ile buluşturmak, onlara sevgiyi tattırmak, başarı hazzını yakalamaları için takdir edilecekleri fırsatlar doğurmak her ebeveynin görevidir. Unutmamak gerekir ki anne babalar çocukları için sadece alternatif yaratabilir, oysa her şeyi başaran yine kendi çocuklarımızdır” dedi.